Tony Clarke & Maude Barlow: Su Mücadelesi

Su Mücadelesi

Tony Clarke ve Maude Barlow

Yes Magazin 

Okulda bizlere dünyanın kapalı bir hidrolik sisteme sahip olduğu öğretilir. Su, yağmur ve buharlaşma yoluyla sürekli bir şekilde yeniden dolanıma girer ve tek bir tanesi gezegenin atmosferini terk etmez. Bugün de gezegenin oluşumunda bulunduğu kadar, aynı miktarda su bulunmaktadır; su aynı sudur. Bir daha ki sefere yağmurda yürürken durun ve üzerinize düşen suyun bir kısmının dinozorların kanı ya da binlerce yıl önce yaşamış çocukların taşan gözyaşları yoluyla geçtiğini düşünün.

Aynı miktarda su bulunacak olmasına rağmen, suyu gezegen ve kendimiz için kullanışsız hale getirebiliyoruz. İçilebilir suya oranla artan kıtlık farklı nedenlerden kaynaklanır. Her yirmi yılda bir, insan nüfusunun artış oranından iki misli fazla olan kişi başına su tüketimi kendi kendisini alt üst ederek ikiye katlanıyor. Özellikle varlıklı sanayileşmiş ulusların teknoloji ve sıhhi tertibat sistemleri insanların ihtiyaç duyduklarından çok daha fazla su kullanmalarını teşvik etmiştir. Yine de bireysel su kullanımındaki bu artışla birlikte, aile ve belediyeler su kullanımının sadece yüzde onunu teşkil eder.
Sanayi, dünyanın kullanılmamış su stoklarının yüzde yirmiden yirmi beşine kadarına sahiptir ve talepleri hayret verici bir şekilde artmaktadır. Dünyanın en hızlı büyüyen sanayilerinin birçoğu su yoğunlukludur. Örneğin, sadece ABD’de, bilgisayar endüstrisi pek yakında yılda 396 milyar galon su kullanıyor olacaktır.

Ama yine de, yüzde 65 ile 70’ine kadar bütün suyun insanlar tarafından kullanıldığını iddia ederken, gerçek su pisboğazı olan sulamadır. Artan miktarda sulama endüstriyel çiftçilik için kullanılıyor. Bu su yoğunluklu şirket çiftçiliği uygulamaları hükümetler ve onların vergi mükellefleri tarafından sübvanse edilir ve damla sulama gibi doğal kaynakları koruma pratikleri yönünde gerekli girişimlerde bulunmak çiftlik faaliyetleri açısından güçlü bir caydırıcı etken meydana getirir.

Nüfus artışı ve kişi başına artan su tüketiminin beraberinde, dünyanın yer üstünde bulunan su sistemlerinin yoğun kirliliği geride kalan kullanılmamış temiz su stokları üzerinde önemli bir iz bırakmıştır. Küresel orman tahribatı, nemli toprakların yok edilmesi, böcek ilaçlarının fiyatlarının düşürülmesi, su yollarının içine gübre konması ve küresel ısınma, dünyanın narin su sisteminde korkunç bir bedele mâl oluyor.

Dünyada temiz su tükeniyor. 2025 yılına kadar, dünyada bugünkünden 2.6 milyar daha fazla insan olacaktır. Bu insanların üçte ikisi kadarı ciddi su kıtlığı koşulları içerisinde yaşıyor olacaktır ve üçte biri kesin su kıtlığıyla yaşayacaktır. Su talebi, elde olan suyu yüzde elli altıya kadar aşacaktır.

Ticaret olarak Su

Artan talep ve stok daralmasının birleşmesi suyu kâr için satmayı isteyen küresel şirketlerin çıkarlarını cezbetmiştir. Su endüstrisi Dünya Bankası tarafından trilyon dolarlık potansiyel bir sanayi olarak göklere çıkarılmıştır. Su 21.yüzyılın “mavi altını” olmuştur.
Suyu özelleştirme girişimi hâkim dünya ekonomik felsefesine göre Washington Mutabakatının yükselişiyle uyum içerisindedir. Bu felsefe ticaret ve yatırımın liberizasyonunu gerektirir ve toplumsal programlar için sorumluluğun değiştirilmesini ve özel sektör yönünde kaynak yönetimini şart koşar. Dolayısıyla bu, suyun eski ortaklarına karşı bir saldırıdır.

Küresel ticaret anlaşmaları, su ticareti yapan şirketler ve onların ortakları için muhtemelen en önemli araç haline gelmiştir. İktidarda olan çokuluslu grupların hepsi, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA), Ticaret ve Gümrük Vergisi Genel Anlaşması (GATT), ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) suyu ticaret olarak tanımlar. Bundan dolayı su, şu anda petrol ya da doğal gaz gibi diğer metalara egemen olan aynı kural ve düzenlemelere tabi tutulmaktadır. Bu ortak uluslararası kurallardan dolayı, bir ülke DTÖ tarafından kınanmayı göze almadan su ihracatını sınırlayamaz ya da yasaklayamaz. Ayrıca ulusların bir ülkeden su ithalatını reddetmeleri sınırlanmıştır. NAFTA’nın “orantılılık şartı” şu anlama gelir: eğer bir ülke kendi doğal kaynaklarını ihraç etmek için musluğu açarsa, bu kaynak tükenene kadar musluğu kapayamaz.

Ayrıca su hizmetlerini özelleştirme çabası, DTÖ’nün hizmetindeki sınır ötesi ticareti yönlendiren GATS olarak bildiğimiz (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) yeni kanunlarla iyice arttırılacaktır. Tasarlanan GATS kanunları uyarınca hükümetler,  su sistemlerini özelleştirmeleri ve deregülasyon yapmaları yönünde baskılara maruz kalırlar ve aynı zamanda bir kentin su hizmetleri yabancı temelli bir şirket tarafından devr alındığında, bu hizmetleri tekrardan kamu denetimi altına alınmaya çalışırlarsa DTÖ komutasıyla ağır ekonomik cezalara çarptırılırlar.

Özelleştirmenin baş sorumlusu üç ulus ötesi şirket Avrupa’da kurulmuştur: Vivendi, Suez ve RWE. Yeryüzünün her yerinde su ticaretinde hâkim güçler olmak için her üçü de sistematik bir şekilde daha küçük rakiplerinin şirketini satın aldı. Bu şirketlerin uzun vadeli stratejisi kendilerini su krizlerinin kurtarıcısı olarak konumlandırmayı umduğu Üçüncü Dünya ülkelerindeki kamu su sistemlerini ele geçirme çabalarıyla başladı. Bunun yerine, Üçüncü Dünyada bir dizi özel sektör fiyaskosu onların planlarını raydan çıkardı.
Buenos Aires örneği bilhassa öğreticidir. Buenos Aires, Üçüncü Dünya su özelleştirmesinin en nitelikli faaliyeti olacaktı. Suez, kendisine tabi olan Aguas Argentias şirketi yoluyla, 1992’de Buenos Aires’in su ve lağım sistemini devr aldı. Suyun özelleştirilmesiyle ilgili yaygın bir iddia da nakit para sıkıntısı içindeki kamu sektörünün tersine, özel sektörün eskiyen su sistemlerini yenileyecek ya da modernleştirecek gerekli sermayeye sahip olduğudur. Ancak Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve diğer daha küçük bankalar,  kamu kaynakları Suez’in özelleştirme girişimi için gerekli olan 1 milyar doların yüzde 97’sini temin etti. Suez küçük bir artışla su ve lağım hizmetini genişletti, fakat her iki alanda planlanan hedeflerini karşılamakta başarısız oldu. Ama yine de şirket yıllık, 1990’ların ortalarında yüzde 25 civarında kâr elde etmeyi başardı. Suez geçenlerde Arjantin’den çekilmeyi planladığını ilan etti çünkü ülkenin nakit para krizi şirketin kârlarını azaltmıştı. Johannesburg, New Delhi, Manila ve çok iyi bilinen Cochabamba, Bolivya gibi yerlerde başka özel sektör fiyaskoları da oldu.

Üçüncü Dünya su sistemlerini özelleştirme çabası sivil toplum protestolarının bir hedefi haline geldi. Mart ayında Kyoto’da, Japonya, Dünya Su Forumu’ndaki şirket genel müdürlerinin bir toplantısında uluslararası bir sivil toplum ağının temsilcileri boy gösterdi. Grup mikrofonları ele geçirdi ve dünyanın dört bir yanındaki su özelleştirmesinin etkisi hakkında bir dizi tavsiye mektubu sundu. Olayın sonuna doğru, Cancun’dan, Meksika, bir su aktivistti mikrofona yürüdü ve simsiyah berbat kokan bir su bardağını havaya kaldırdı. Suyu Suez’in belediyeye ait su sistemini işlettiği Cancun’daki evinin musluğundan aldığını açıkladı. Ve daha sonra sahne üzerindeki Suez’in genel müdürünü siyah, pis kokulu suyu içmeye davet ettikten sonra arabulucunun suyu ona uzatmasını rica etti.

Birinci Dünyanın Suyunu Hedeflemek
Büyük su şirketleri şimdi stratejilerini değiştiriyor ve faaliyetlerini, yatırımlarını Kuzey Amerika ve Avrupa’daki daha güvenli pazarlarda yoğunlaştırıyor. ABD’deki bütün su hizmetlerinin yüzde seksen beşi halen kamunun denetimindedir. Bu, Suez, Vivendi ve RWE gibi şirket toplulukları için cazip bir hedeftir. Gelecek 10 yıl içerisinde ABD’nin bir ucundan diğer ucuna su hizmetlerinin yüzde yetmişini kontrol etmeyi hedefliyorlar.
Kendilerini saldırgan bir şekilde hareket etmeye adadılar. Vivendi, Suez ve RWE önde gelen ABD su şirketlerini, U.S Filter, United Water ve American Water Works satın aldı. Bu su şirketleri büyük ölçüde küçük kasabalara ve cemaatlara hizmet verir, ancak bunlar küresel devlerin himayesinde ABD’de özelleştirmenin motoru oldu.
Ulus ötesi su şirketleri topluluğu bir belediyeye ait su sistemini ele geçirdiğinde, bu yerel bir sorun izlenimi uyandırır, ancak aynı şirket oyuncuları dünyanın her yerinde toplulukları hedef aldığı için, birbirinden ders alan ittifaklar ve bağlantılar kurmalı ve cepheden bir saldırı geliştirmeye başlamalıyız.

Polaris Enstitüsü’nde, üç koldan bir strateji tasarlıyoruz. Birincisi, bir su alarm-ağı geliştirin ki böylece şirketler nerede faaliyet yürütüyor ve gelecek sefere nereye gidiyor bilebilelim. Nasıl hareket edecekler? Ve önlerine nasıl geçebiliriz?

İkincisi, yerel su-izleme koalisyonlarını kurmak için yurttaşları biraraya getiren su-hareket ekiplerine ve yurttaşların su rezervlerini ve hizmetlerini şirket topluluklarından korumak için kampanyalar geliştirmeye ihtiyacımız vardır. Daha sonra bu yerel kampanyaları Public Citizen ya da Council of Canadians ulusal kampanyalarıyla birleştirmeliyiz.

Üçüncüsü, alternatifler önermemiz gerekir. Özel el koymalara karşı kamusal su sistemlerimizi savunmak istediğimizi söylemek yeterli değildir. Kamusal su sistemlerimize ilişkin sorunlarımız vardır ve yurttaş katılımı yoluyla kendi topluluklarımızda bunları canlandırmanın yeni yollarını bulmalıyız. Yurttaşlar yerel su sistemlerinin takipçisi olabilir.

Yerel eylemler üç küresel ilke tarafından bilgilendirilmelidir. Bunlardan biri suyun muhafazasıdır. Su kıtlığına ilişkin kendimizi aldatamayız. Su bir yerde bol olabilir, ancak başka yerlerde kıttır. Suyun muhafazası en önemli öncelik olmalıdır.
İkinci ilke suyun temel bir insan hakkı olmasıdır. İnsanlar yaşamak için suya ihtiyaç duyar. Su ödeme yetisine dayanmak yerine insanlara eşit bir şekilde temin edilmelidir.
Üçüncü ilke su demokrasisidir. En kıymetli kaynağımızın idaresini, iyi niyetli olsunlar olmasınlar, hükümetlerin içindeki bürokratların ya da özel şirketlerin denetimine terk edemeyiz. Biz insanlar bu özel güveni korumalıyız, bunun için savaşmalıyız ve asıl rolümüzü oynamalı ve su için demokrasi talep etmeliyiz.

Maude Barlow, Council of Canadians’ın ulusal başkanı ve Tony Clarke Polaris Enstitüsü’nün yöneticisi ve Blue Gold: The Corporate Theft Of The World’s Water’ın yazarlarındandır. Bu makale Eylül 2003’de New York’da Resurgence dergisi ve Omega Enstitüsü tarafından ortak desteklenen “Yaşam için Su” konferansında yazarlar tarafından yapılan sunumdan uyarlanmıştır.

Bu yazı SOYKÜTÜK içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Tony Clarke & Maude Barlow: Su Mücadelesi için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Su Mücadelesi – Tony Clarke & Maude Barlow « ekoloji agi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s