Franco Berardi: Enformatik Emek ve “Güvencesizlik”

Enformatik Emek ve “Güvencesizlik”[1]

Franco Berardi

 

“Geleceğimiz yok çünkü bugünümüz son derece geçici. Yalnızca risk yönetimi, anın fırıldak gibi dönen senaryosu söz konusu.” –William Gibson, Pattern Recogniton

 

Şubat 2003’de Amerikalı gazeteci Bob Herbert, Chicago’daki yüzlerce işsiz genç hakkındaki anketin sonuçlarını New York Times’da yayınladı: Mülakat yapılanların hiçbiri gelecek birkaç yıl içerisinde iş bulacaklarını ummuyordu, hiçbiri başkaldırmayı ya da geniş çapta kolektif bir değişimi başlatmayı düşünmüyordu. Mülakatların genel eğilimi, derin bir acizlik duygusuydu. Düşüş duygusu siyasetten ziyade daha derin bir mevzuya, her türlü alternatifi inşa etme olasılığını boşa çıkaran sosyal ve psikolojik bir alt üst oluş senaryosuna odaklıydı.

Şimdiki zamanın parçalanmışlığı geleceğin yıkımına dönüşmektedir.

Richard Sennett, Karakter Aşınması: Yeni Kapitalizmde İşin Kişilik Üzerindeki Etkileri (1988) adlı kitabında güvencesizlik ve parçalanmışlığa ilişkin bu varoluşsal duruma, yaşamın görece istikrarlı sosyal rollerle yapılandığı ve kimlikleri yorumlamak için yeterince çizgisel tutarlılık zamanının olduğu geçmiş dönemin nostaljisiyle tepki gösterir.

Zaman oku parçalanıyor: Kısa vadeye ve nefret rutinlerine dayalı sürekli yeniden yapılanmaya tabi bir ekonomide kesin yörüngeler artık var olmaz. İnsanlar güvenilir insan ilişkilerini ve uzun vadeli hedefleri özlüyor (1988).  

Fakat bu nostaljinin şimdiki zamanın gerçekliğinde hiçbir hükmü yoktur ve topluluğu yeniden canlandırma çabaları yapay ve verimsiz kalır.

Angela Mitropoulos (2005) “Precari-us?”  [Biz güvencesiz miyiz?] adlı makalesinde, güvencesizliğin riskli bir fikir olduğunu gözlemler. Bunun nedeni güvencesizliğin, kendi amacını muğlak bir tutumla tanımlamasının yanı sıra bu fikirden paradoksal, kendiyle çelişkili, bir başka deyişle istikrarsız stratejiler türetmesidir. Eğer eleştirel ilgimizi işin güvencesiz niteliğine yoğunlaştıracaksak, önerdiğimiz amaç ne olacaktır? İstikrarlı bir iş, garantili bir yaşam mı? Elbette hayır; bu, işin rolünü kesinlikle destekleyen kültürel bir gerileme olacaktır. Bazıları iş performansından bağımsız ücret biçimlerini kast eden “güvenceli esneklik”ten bahsetmeye başladı. Ancak kendimizi sınırsız sömürüden kurtaracak emek hareketinin toplumsal yeniden bileşim stratejisinden halen uzağız. Eğer ortaya çıkacak yeniden bileşim sürecinin muhtemel yollarını ayırt etmek istiyorsak, toplumsal bileşim ve ayrışma analizinin yolunu takip etmemiz gerekir.

Çalışma Hakkı Mı? Kalsın. İşi Yok Edin!

Çalışma Hakkı Mı? Kalsın. İşi Feshedin!

1970’lerde, enerji krizi neticesindeki ekonomik gerileme ve son olarak işin yerini sayısal makinelerin alması çok sayıda insanın güvencesiz olmasıyla neticelendi. O zamandan beri güvencesizlik sorunu toplumsal analizde ve aynı zamanda hareketin tutkularında odak noktası oldu. Genç nüfusun büyük bir kısmının hiçbir garantili istihdam umudunun olmaması gerçeğiyle yüzleşmek için, işle bağlantısı kesilen garantili gelir biçimleri için mücadele etmeyi ileri sürerek başladık. O zamandan beri durum değişti çünkü marjinal ve geçici bir durum gibi görünen şey, şimdi emek ilişkilerinin geçerli biçimi oldu. Güvencesizlik artık marjinal ve geçici bir özellikten ziyade ağ biçiminde ve yeniden birleştirici, üretken, dijitalleştirilmiş alandaki emek ilişkisinin genel biçimidir.

“Prekarya” kelimesi genellikle emek ilişkisi, maaş ve iş gününün uzunluğuyla ilgili sabit kurallarla artık tanımlanamayan iş alanını temsil eder. Ne var ki eğer geçmişi analiz edersek bu kuralların emek ve sermaye arasındaki ilişkilerin tarihinde sınırlı bir dönem için işlediğini görürüz. Yirminci yüzyılın tam ortasında, kısa bir süre için, sendikaların ve işçilerin politik baskısı altında, tam istihdam koşullarında ve devletin ekonomideki az ya da çok güçlü düzenleyici rolü sayesinde, kapitalist dinamiklerin doğal şiddetine karşı bazı sınırlamalar yasal olarak resmileştirilebiliyordu. Belirli dönemlerde toplumu sermayenin şiddetinden koruyan yasal yükümlülükler, her zaman politik ve maddi bir güç ilişkisi türünün varlığı (sermayenin şiddetine karşı işçilerin şiddeti) üzerine kuruluydu. Politik güç sayesinde haklar ileri sürmek, yasaları oluşturmak ve onları kişisel haklar olarak korumak mümkün oldu. İşçi hareketindeki politik gücün gerilemesiyle birlikte, kapitalizmdeki emek ilişkilerinin doğal güvencesizliği, onun acımasızlığı yeniden ortaya çıktı.

Yeni fenomen, iş piyasasının güvencesiz niteliğinden ziyade enformatik emeğin güvencesiz hale getirildiği teknik ve kültürel koşullardan ibarettir. Teknik koşullar ağlardaki enformatik emeğin dijital yeniden bileşimidir. Kültürel koşullar kitlelerin eğitimi ve yirminci yüzyılın sonundan miras alınan ve bütün pazarlama ve medya iletişim aygıtıyla aralıksız olarak beslenen tüketim beklentileridir.

Eğer ilk safhayı, yani üretken döngünün dijitalleşmesiyle başlatılan teknik dönüşümleri analiz edersek asıl noktanın emek ilişkisinin güvencesizleşmesinden ziyade (ki her zaman güvencesiz olmuştur) emek gücü olarak, aktif üretken fail olarak bireyin çözülmesi olduğunu görürüz. İnsansızlaştırılmış insan zamanın (depersonalized human time) muazzam yaygınlaşması olarak küresel üretimin siber uzamına bakmalıyız.   

Enformatik emek, enformatik topluluk kesimlerinin yeniden bileşimi ve olgunlaşması için zaman sağlama, Marx’ın emek-sermaye ilişkisine atfedilen bir eğilim olarak analiz ettiği, somut faaliyetlerden soyutlama sürecinin ortaya çıktığı son noktadır.

Emeğin soyutlaşması süreci emek zamanı giderek bütün somut ve bireysel özelliklerden arındırmıştır. Marx’ın bahsettiği zaman tözü, üretken emeğin minimal birimidir. Fakat endüstriyel üretimde soyut emek zaman, tescilli ve siyasal bir kimlikle işçinin eti ve kemiğinde cisimleşmiş, fiziksel ve hukuki bir engelle temsil ediliyordu. Doğal olarak sermaye şahsi bir kontrol sağlamasa da, işçilerin hamili oldukları zamanı satın aldı. Ancak şayet sermaye kendi değerlenmesi için gerekli zamanı kullanmak isteseydi, bir insanı kiralamak, onun tüm vaktini satın almak ve dolayısıyla da insanların hamili oldukları maddi ihtiyaçlar, sendika ve politik taleplerle karşı karşıya kalmak zorunda olurdu.

Enformatik emek alanına geldiğimizde, bir insanı günde sekiz saat için satın almaya artık gerek yoktur. Sermaye artık insanları işe almak yerine insanların birbiriyle değiştirilebilir ve geçici hamillerinden ayrılmış zaman dilimini satın almaktadır.

İnsansızlaştırılmış zaman, değerlenme sürecinin gerçek faili olmuştur ve insansızlaştırılmış zamanın hiçbir hakkı ve talebi olamaz. Yalnızca erişilebilir ya da erişilemez olabilir, ancak alternatif yalnızca teoriktir çünkü yasal olarak tanınan bir kişi olmamasına rağmen fiziksel beden halen gıda almak ve kira ödemek zorundadır.

Semiyotik maddi yeniden bileşimin enformatik prosedürünün, enformatik topluluğu üretmek için gerekli nesnel zamanı tasfiye etmede etkisi vardır. Genişlemeyi bekleyen bir beyin gibi titreşen ve kullanılmaya hazır insan makinesi hemen oracıktadır. Zamanın genişlemesi özenle harekete geçirilir: üretken zamanın hücreleri tam zamanında, geçici ve parçalanmış biçimlerde harekete geçirilebilir. Bu parçaların yeniden bileşimi ağ içerisinde kendiliğinden gerçekleştirilir. Cep telefonu, semiyotik sermayenin ihtiyaçları ile siber uzamın canlı emek hareketliliği arasındaki bağlantıyı mümkün kılan araçtır. Cep telefonunun sesi, işçilerin soyut zamanlarını ağ biçimindeki akışa yeniden bağlamaları çağrısıdır.

Liberalizm, post-insanın dijital köleliğe geçişinde geçerli ideolojiyle eş tutuğumuz tuhaf bir kelimedir. Özgürlük onun temel mitidir. Peki ama kimin özgürlüğü? Elbette sermayenin özgürlüğü. Sermaye, en sefil ücretle sömürülmeye müsait parçalı insan zamanı bulmak için dünyanın her köşesine yayılmakta kesinlikle özgür olmalıdır. Ancak liberalizm kişinin özgürlüğünü de ifade eder. Tüzel kişi, kendisini ifade etmekte, temsilcilerini seçmekte, siyaset ve ekonomi düzeyinde girişimci olmakta özgürdür.

Çok ilginç. Ancak birey ortadan kalkmıştır. Geriye kalan atıl, ilgisiz ve faydasız bir nesne gibidir. Birey elbette özgürdür. Ancak zamanı köleleştirilmiştir. Onun özgürlüğü, gündelik hayatta hiçbir şeye tekabül etmeyen tüzel bir kurgudur. Eğer aslında zamanımızda insanlığın, proletaryanın ve bilgi–işçisinin (cognitariat) çoğunluğunun iş koşullarını düşünürsek, eğer şu anda, halihazırda gerçekleştirilen eski emek haklarının lağvedilmesini düşünürsek, hiç retorik bir abartı olmadan bir kölelik rejiminde yaşadığımızı söyleyebiliriz. Küresel düzeydeki ortalama ücret, zamanı sermayenin hizmetinde olan bir kişinin sadece hayatta kalması için zorunlu araçları satın almasına bile güçbela yeter. Bu zaman aslında kendilerine ait değildir, zira yeniden birleştirici siber-üretken döngüyü kullanılmaya hazır hale getiren insanların toplumsal varlığından ayrılmıştır. İş zamanı parçalıdır, yani, tekrar kurulabilen minimal parçalara indirgenir ve parçalılık, sermayenin sürekli olarak minimum ücret koşullarını bulmasını mümkün kılar.

İşçi sınıfının kırımına ve onun sistematik bir şekilde insansızlaştırılmasına, güvencesiz ve insansızlaştırılmış işin komuta tarzı olarak olumlanan köleliğe nasıl karşı koyabiliriz? Bu halen insan onuru duygusuna sahip olan herkesin ısrarla sorduğu bir sorudur. Yine de yanıt çıkmaz çünkü görünen o ki yirminci yüzyılda etkili olan direniş ve mücadele biçimleri artık yayılma ve kendilerini güçlendirme kapasitesine sahip değiller. Son yıllarda işçi mücadelelerinden çıkan bir deneyim, güvencesiz işçilerin mücadelesinin bir halka yaratmadığıdır. Parçalı iş de tam zamanında isyan edebilir, ancak bu da herhangi bir mücadele dalgasını harekete geçirmez. Bunun nedenini anlamak basittir. Mücadelelerin bir halka oluşturması için, emek topluluklarının uzamsal bir çevresi ve var olan zamansal bir sürekliliği olmalıdır. Bu çevre ve süreklilik olmadan, hücreleştirilmiş bedenlerin topluluk olma koşullarından mahrum oluruz. Hiçbir dalga yaratılamaz, çünkü işçiler varlıklarını belirli bir zaman içerisinde paylaşmaz ve tutumlar ancak, enformatik emeğin artık imkan tanımadığı zamanda sürekli bir çevre olduğunda bir dalga halini alır.

 


[1] Franco Berardi’nin, Precarious Rhapsody kitabındaki 31-35 sayfalarından Haduki Szukiz’in, Minor Compositions grubu adına, özel izniyle çevrilmiştir. 

Bu yazı GÜVENCESİZLİK içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s