Martin Buber: Ütopya’daki Yörüngeler

Son otuz yıldır insanlığın bugüne kadar gördüğü en büyük krizin ilk evrelerinde yaşadığımızı hissettik. Geçen yıllarda olup biten devasa olayların da ancak bu krizin işaretleri olarak anlaşılabileceği giderek netlik kazanıyor. Bu bir ekonomik ve toplumsal sistemin krizinin yerine aşağı yukarı onun yerini almaya hazır bir başkasının geçmesinden daha çok, eski ve yeni bütün sistemlerin, eşit biçimde krize dahil edilmesidir. Söz konusu olan bu yüzden insanın dünyadaki tüm varlığından başka bir şey değildir.

Çağlar önce, öngörünün ötesinde, bu “İnsan” mahluku seyahatine başladı; Doğa bakımından neredeyse anlaşılması imkansız bir anomali; tin bakımından bir nebze daha anlaşılmaz belki de eşsiz bir canlanma; her ikisi bakımından gerçek özü her an daha da derin krizlere açık, felaketle korkutulan bir varlık. İnsanın asırlar süren dünyevi seyahati giderek artan hızlı bir tempoda “doğa üzerindeki iktidarı” olarak adlandırmaktan hoşlandığı şeyi güçlendirdi ve zaferden zafere “kendi tininin eserleri” olarak adlandırmaktan hoşlandığı şeyi dünyaya getirdi. Fakat aynı zamanda, bir krizi bir başkası takip ettikçe, bütün zaferlerinin ne kadar kırılgan olduğunu giderek derinden hissetmiştir; sağgörü anlarında, “ilerleme” olarak adlandırdığı her şeye rağmen anayolda gezinmediğini, bilakis iki boşluk arasında tehlikeli dar bir yol boyunca adımlarını dikkatle attığını fark etmeye başlamıştır. Krizler ciddileştikçe bizden talep edilen bilgi daha ciddi ve daha bilinçli olur; nitekim istenen şey bir eylem olmasına rağmen, ancak bilgiden doğan bu eylem krizin üstesinden gelmeye yardımcı olacaktır. Büyük krizler zamanında, şimdinin düşmanını çözüme daha yakınlaştırmak için derhal geçmişe bakmak yeterli değildir: betimleyebildiğimiz kadarıyla yolculuk aşamasını şimdi yüz yüze irtibat sağladığımız yolculuğun başına getirmeliyiz.

Bir zamanlar doğal bir varlık olarak zayıflığına rağmen insanın doğadan muzaffer çıkmasına ve otoritesini kurmasına yardımcı olmuş bütün bu şeylerin arasında önemli olan -bilhassa maksatlı oluşturulan şeylerden ötürü “teknik” bir dünya kurmaktan bile daha önemlisi- şuydu: yiyecek toplama ve iş, korunma ve avlanma için kendi türüyle bir araya getirilmesi. Ve en başından itibaren bu şekilde de yapıldı ve bundan sonra hemen hemen artan derecede bağımsız varlıklarla karşılaştı ve bu biçimde onları ele alarak ve onlar tarafından ele alınarak aslında onlarla da iletişime geçti. Aynı zamanda karşılıklı bağımlı ve bağımsız kişilerin dışında bir “toplumsal” dünyanın oluşumu, tıpkı insanın teknik işinin bütün hayvanların işlerinden farklı niteliklere sahip olması gibi, hayvanların bütün benzer girişimlerinden de farklı niteliklere sahipti. Maymunlar da tesadüfen buldukları bazı dalları levye, kazıcı ya da silah olarak kullanırlar; ancak bu tamamen bir şans meselesidir: kendine ait bir mevcudiyeti olan bir aleti o şekilde veya başka biçimde oluşturulmuş bir nesne olarak tasarlayıp üretemezler. Yine böceklerin birçoğu katı bir işbölümüyle inşa edilmiş toplumlarda yaşar; ne var ki birbirleriyle ilişkilerini kayıtsız şartsız yöneten de bu işbölümüdür; hepsi aletler gibidir. “İçgüdüsel” amaçlarla onlardan faydalanan yalnızca kendi toplumlarıdır; karşılıklı bağımsızlık ne kadar makul olursa olsun hiçbir doğaçlama, rütbe, birbirini “özgürce” dikkate alma olasılığı ve bu yüzden de yüz yüze ilişki yoktur. İnsanın özgül teknik yaratımlarının şeyler üzerindeki bağımsızlığı anlamına gelmesi gibi, özgül toplumsal yaratıları da kendi türünün varlıkları üzerinde bağımsızlık kazanması demektir. Bu özgül insan mizacının göz önünde tutulmasıyla insanın seyahatini ve bu seyahatte vardığımız noktayı, büyük ve özel krizimizi, bütün iniş ve çıkışlarıyla yorumlamalıyız. O halde insanlığın evriminde şimdiye kadar hâkim olan çizgi budur: gelişen kişisel bağımsızlık, bunların karşılıklı birbirini tanıması ve bu temelde elbirliğine dayalı toplulukların biçimlenmesi ve yeniden şekillenmesi. İnsan toplumu yolunda ilk zamanların insanının iki önemli adımı birkaç kesinlikle oluşturulabilir. Birincisi tekil kabilenin içerisinde her birey, son derece ilkel bir işbölümü biçimiyle tanınıyor ve kendi özel kapasitesine göre kullanılıyordu. Böylece kabile her biri farklı bir işlevin aracı olan kişilerin yenilenmiş birliğinin karakterine benzer. İkincisi farklı kabileler, belirli koşullar altında, yiyecek ve macera peşinde bir araya gelecektir ve gelenekler ile yasalar daha sağlam kök saldıkça karşılıklı yardımlaşmalarını pekiştirecektir; böylece bireyler arasında olduğu gibi, şimdi de topluluklar arasında insanlar, doğa ve işlevin farklarını ayırt edip kabullenir. Gerçek insan toplumu her nerede geliştiyse, bu her zaman işlevsel otonomi, karşılıklı tanıma ve bireysel ya da kolektif karşılıklı sorumluluk temelinde olmuştur. Çeşitli türlerin iktidar odakları ortak düzeni ve herkesin güvenliğini örgütleyip garanti altına alarak ayrılmıştır. Fakat kati anlamında siyasal alana göre devletin politik sistemi ve bürokrasisine karşı her zaman zıttı organik, işlevsel olarak böyle örgütlü bir toplum, çeşitli toplumlardan meydana gelen büyük bir toplum, içerisinde insanların yaşayıp çalıştığı, birbiriyle rekabetin yanı sıra birbirine yardım ettiği büyük bir toplum vardır. Her birinde kendisini büyük ve küçük toplumların oluşturduğu; bütün güçlük ve çatışmalara rağmen bu komünlerin ve toplulukların her birinde bireysel insanın kendisini klanda olduğu gibi evinde hissettiği, işlevsel bağımsızlığı ve sorumluluğu bakımından kendisinin onay görüp olumlandığını hissettiği bir toplumdur bu.

Bütün bunlar merkezi siyasal ilke adem-i merkezi toplumsal ilkeyi tabi kıldıkça giderek değişti. Burada önemli olan, özellikle az çok totaliter biçimlerinde, zayıflamış ve giderek özgür ortaklıkların yerini almış devletten daha ziyade, politik ilkenin ortaklıkların yapısını ve bütün iç yaşamlarını değiştirerek ve böylece hiç olmadığı ölçüde toplumu politikleştiren bütün merkezi özelliklerini ortaklıklara sızdırmasıydı. Bu, toplumun devlet içerisinde eritilmesi, modern endüstriyel gelişme ve onun düzenli kaosunun bir sonucu olarak, ham maddelere erişim ve dünya piyasasından daha büyük pay için herkesin herkesle savaşı mücadelesini içermesiyle hızlandırıldı. Böylece devletler arasındaki eski mücadelelerin yerine bütün toplumlar arasındaki mücadeleler arttı. Bireysel toplum, saldırganlık heveslisi komşularının tehdidinin yanı sıra her şeyden tehdit duyarak, merkezileşmiş iktidar ilkesine tam itaatten başka hiçbir kurtuluş yolu bilmiyordu; ve toplumun totaliter biçimlerinden aşağı kalır yanı olmayan demokratik biçimlerinde de bu esas ilke yapıldı. Her yerde tek önemli şey iktidarın ayrıntılı örgütlenmesi, sloganların sorgulanmadan yerine getirilmesi, toplumun bütününün devletin gerçek veya sözde çıkarlarıyla doymasıdır. Bununla birlikte aynı zamanda içsel bir gelişme vardır. Modern hayatın korkunç karışıklığında, ancak iktisadi ve devlet aygıtının yetersiz de olsa güvenilir işleyişiyle gizlenen birey, çaresizce kolektiviteye tutunur. İçine yerleştirildiği küçük toplum ona yardımcı olamaz; ancak büyük kolektivitelerin bunu yapabileceğini düşünür ve kişisel sorumluluktan mahrum edilmeye son derece gönüllüdür: yalnızca itaat etmek ister. Nitekim bütün malların en değerlisi -insanla insan arasındaki yaşam- süreç içerisinde yitip gider; özerk ilişkiler anlamsızlaşır, kişisel ilişkiler sararıp solar; ve bizatihi insan ruhu görevli olarak ücretle çalışır. Bireysel insan varlığı toplumsal bir bedenin canlı üyesi olmaktan çıkar ve “kolektif” makinede bir çark dişi olur. Tıpkı yoz teknolojisinin insanın iyi iş hissini kaybetmesine neden olması gibi, yaşadığı yoz toplumsal yaşam da -topluluğuna mükemmel bağlılıkla yaşama yanılsamasıyla dolu olduğunda- topluluk hissini kaybetmesine neden oluyor.

Bu tür bir krizin üstesinden ancak seyahatin erken bir aşamasına dönük mücadele yerine sorunları küçümsemeden oldukları şekilde üstesinden gelmeye çalışarak başarılabilir. Geriye dönmek söz konusu değildir, sorunları sonuca bağlamalıyız. Ancak nereye gitmek istediğimizi biliyorsak başarabiliriz.

Açıkçası, politik ilkeyi toplumsal ilke üzerindeki egemenliğinden yoksun bırakacak esaslı bir barışın kuruluşuyla başlamalıyız. Ve bu birincil amaca, bütün halkların gezegenimizin topraklarını ve ham maddelerini ekip biçme ve her beraber yerlilerini yönetme konusundaki azimli iradesi dışında hiçbir politik örgütlenme aracıyla varılamaz. Yine de, bu noktada, daha öncekilerden daha büyük bir tehlikeyle tehdit ediliriz: bütün gezegeni kapsayan ve bütün özgür topluluğu silip süpüren iktidarın devasa merkezileşme tehlikesi. Her şey politik ilkenin üstünde dünyevi yönetim işine yardım etmemeye bağlıdır.

Ortak yönetim ancak sosyalist yönetim olarak mümkündür. Ancak çağdaş insanın kaçınılmaz sorusu şudur: ortak bir sosyalist ekonomi lehine, kendisini yetiştirmek üzere, karar verebilir mi veremez mi? O zaman sorunun uygunluğu sosyalizmin kendisine dair bir sual doğurur: insanın ortak ekonomisini kimin himayesi altında meydana geleceği sosyalizm türü nasıl bir sosyalizmdir?

Kullandığımız terimlerin belirsizliği bu noktada başka hiçbir yerde olmadığı kadar büyüktür. Örneğin insanlar sosyalizmin üretim araçlarının kontrolünü girişimcilerin ellerinden kolektivitenin ellerine geçirdiğini söylüyor; ancak bir kere daha bu “kolektivite” ile ne demek istediğinize bağlıdır. Eğer bizim genellikle “devlet” olarak adlandırdığımız şey, yani, örgütsüz kitlenin fiilen kendi ilişkilerinin “temsiliyet”le idare edilmesine müsaade ettiği bir kurum ise, o zaman sosyalist toplumdaki asıl değişim şöyle olacaktır: işçilerin kendilerini iktidarı elinde tutanlarca temsil edildikleri hissi. Peki temsiliyet nedir? Modern toplumun en kötü kusuru tamamen herkesin istenildiği gibi kendisinin temsil edilmesine müsaade etmesi değil midir? Ve “sosyalist” bir toplumda herkesin kendisini başka herkes tarafından temsil edilmeye bırakmasıyla pratik olarak sınırsız bir temsil durumuna ve böylece, en sonunda, pratik bakımdan iktidarın merkezi yoğunlaşma egemenliğine vardığımız, bu politik temsilin en üstünde, pasif bir ekonomik temsile eklenmeyecek midir? Fakat bir grup insan ortak işlerin yönetiminde kendisinin temsil edilmesine ne kadar müsaade ederse, kendisinin ne kadar dışarıdan temsil edilmesine imkan tanırsa, içerisinde o kadar az komünal yaşam olur ve bir topluluk olarak bir o kadar fazla etkisiz kalır. Zira topluluk -ilkel türünden daha ziyade modern insana uygun ve makul olan türü- kendisini öncelikle ortak ve aktif yönetimde ifade eder ve bu olmadan var olamaz.

Bütün tarihin temel emeli insanlardan oluşan gerçek bir topluluktur -gerçektir zira tamamıyla topluluktur. Kendisini büyük ve küçük grupların beraber yaşayıp çalışmasından ve karşılıklı ilişkilerinden meydana gelen fiili ve komünal hayata dayandırmakta başarısız olan bir topluluk, hayali ve sahte olacaktır. Bu yüzden her şey, üretim araçlarının kontrolünü elinde bulunduran kolektivitenin kendisini oluşturan çeşitli grupların gerçek ortak yaşamına kendi yapısında ve bütün kurumlarında olanak tanıyıp destekleyip desteklemeyeceğine; bu grupların kendisi üretim sürecinin esas odağı olup olmadıklarına; dolayısıyla kitlelerin insanın ortak ekonomisinin izin verdiği ölçüde güçlü olduğu kendi ayrı örgütlenmelerinde (çeşitli “topluluklar”) son derece örgütlü olup olmadıklarına; merkezi temsilin şeylerin yeni düzeninin kayıtsız şartsız gerektirdiği kadar ilerleyip ilerlemediğine bağlıdır.

Tarihsel kader her nerede bir grup insanı beraber ortak bir cemaatte bir araya getirmişse, orada gerçek bir topluluğun gelişme imkanı vardı; ve yurttaşlar Adsız olanın etrafında ve onun tarafından bir araya getirildiklerini bildikleri kent tanrısına karşı bir sunak ihtiyacı duymuyorlardı. Aralıksız kendisini yenileyen faal bir birliktelik zaten vardır ve bütün gereken ilişkilerin dolayımsız olmasıydı. En mutlu durumlarda ortak işler tartışılıyordu ve temsilciler aracılığıyla değil pazar yerindeki toplantılarda kararlaştırılıyordu ve kamuda hissedilen uyum bütün kişisel bağlantılara sinmişti. İnzivanın tehlikesi topluluğu erteleyebilir, ancak komünal ruh onu bertaraf ediyordu; zira bu noktada söz konusu ruh hiçbir yerde olmadığı kadar gelişiyordu ve insanlar dar duvarlardaki pencereleri, insanlık ve dünya hususunda geniş bir bakışla kendisi için kırıyordu.

Bütün bunların geri döndürülemez ve devamlı ilerlediği söylenebilir. Modern kentin hiçbir agorası[1] yoktur ve modern insanın seçilmiş temsilcilerinin kendisini yeterli şekilde teskin edecek müzakereler için hiç vakti yoktur. Sayıların baskısı ve örgütlenme biçimleri her türlü gerçek birlikteliği ortadan kaldırmıştır. İş diğer kişisel bağlara boş vakitten daha fazla biçim veriyor. Aynı şekilde spor siyasetten daha fazla biçim veriyor. Gün de tin de açıkça bölünüyor. Bu bağlar maddi olanlardır; ortak çıkarlarımızın ve eğilimlerimizin peşine hep beraber düşmemize rağmen, “dolayımsızlığa” dair hiçbir alışkanlığımız yoktur. Kolektivite sıcak, dostane bir topluluktan daha ziyade, ancak nicelik bakımından anlaşılabilir, kendisini eylemlerde ve uygulamalarda ifade ederek romantik fantezi oyununa ters düşen ekonomik ve politik güçlerin muazzam birliğidir -bireyin hiçbir türe samimiyetle bağlı olmadığı ancak her zaman enerjik katkısının bilincinde olduğu bir şey. Olayların kaçınılmaz gidişatına direnen her türlü “ittifak” ortadan kalkmalıdır. Elbette bir ev içi topluluk olarak komünal yaşamı bir nebze gerektirir ve garanti eder gibi görünen aile halen vardır; ancak o da ya ortak bir maksat için bir birlik olarak dahil edildiği ya da telef olacağı krizden doğacaktır.

Doğru bildirimlerin ve absürd sonuçların karmakarışıklığıyla karşılaşınca komünün yeniden doğuşundan yana olduğumu ifade ediyorum. Yeniden doğuş, geri getirme değildir. Bazen apartman dairesindeki her yardımsever komşuluk temasının, en kusursuzca “rasyonalize edilmiş” fabrikada bile varolan dinlenme ve paydoslardaki her sıcak yoldaşlık dalgasının, dünyanın topluluk içeriğine bir katkı anlamına geldiğini düşünmeme rağmen, aslında komün geri getirilemez. Bazen gereği gibi oluşturulan bir köy komünü bir parlamentodan daha gerçek bir şey olarak zaman zaman bana çarpıcı gelmesine rağmen, yeniden doğuş bu şekilde geri getirilemez. Yine de komünün yeniden doğuşunun, eli kulağında olan toplumsal dönüşümün “su ve tinin”den doğup doğmayacağı meselesinde bana bütün insan ırkının kaderini bağlar gibi geliyor. Organik bir cumhuriyet kendisini asla bireylerin üzerinden değil yalnızca küçük ve her zaman daha küçük topluluklar üzerinden kuracaktır: bir ulus toplulukların topluluğu olduğu ölçüde bir topluluktur. Eğer aile bugün arıtılmış ve yenilenmiş bir ayrışmaya ilişkin bütün görüngüleri bulunduran krizden doğmazsa, o zaman devlet insan kuşakları topluluklarıyla karıştırılmış bir makineden başka bir şey değildir. Böyle bir yenileme yetisi olacak topluluk ancak bir artık olarak var olur. Eğer yeniden canlanmasından bahsediyorsam değişmez bir dünya halinden daha ziyade, değişmiş bir dünyayı düşünüyorumdur. Yeni komünlerle -aynı zamanda yeni Elbirlikleri olarak da adlandırılabilirler- değişen bir ekonominin öznelerini -üretim araçlarının kontrolünü eline geçiren kolektifleri- kast ediyorum. Bir kere daha, her şey hazır olup olmayacaklarına bağlıdır.

Yine de önemli olan topluluk inşası sürecinin komünlerin birbirleriyle ilişkileri yoluyla yürütülecek olmasıdır. Ancak toplulukların topluluğu Cumhuriyet ünvanına layıktır…

Gelişmiş kapitalizm çağı toplumun yapısını parçalamıştır. Kendisini önceleyen toplum farklı toplumlardan meydana geliyordu: karmaşık ve yapı bakımından çoğulcuydu. Birçok öğe otonom yaşamlarında çok fazla zayıflatılmış olmasına rağmen, ona kendi özgül toplumsal canlılığını veren ve önsel-devrimci merkezci devletteki içkin totaliter eğilimlere direnmesini sağlayan şey budur. Bu direniş bütün özgür birliklerin özel haklarına karşı yöneltilen Fransız Devriminin politikasıyla parçalandı. Bundan sonra merkeziyetçilik yeni, kapitalist formunda eskinin başarısız olduğu yerin -toplumun atomlaştırılması- yerini aldı. Kapitalizm makineler üzerinde bunların yardımıyla da bütün toplum üzerinde kontrol uygulayarak bireyleri idare etmek ister ve modern devlet artan bir şekilde bireyleri özerk gruplarından mahrum ederek kapitalizme yardım edip cesaretlendirir. Proletaryanın kapitalizme karşı geliştirdiği militan örgütlenmeler -ekonomik alanda sendikalar ile politik alanda parti- doğal olarak bu dağıtma sürecine karşı koymaz, zira toplum yaşamının kendisine ve onun kurumlarına -üretim ve tüketim- erişimleri söz konusu değildir. Sermayenin devlete devri bile, devlet yeni bir sosyalist toplumun hücreleri olmada elverişsiz hale getirilen, hiçbir özerk yaşamı olmayan zorunlu bir ortaklık ağı kurduğunda bile, toplumsal yapıyı değiştirmekten acizdir.

Bu bakış açısından Elbirliği Hareketinin kalbi ve ruhu, yeni tektonik biçimlerde, yapısal yenilenme, yeniden kazanım, iç toplumsal ilişkiler bakımından yeni bir consociatio consociationum[2] kurulması doğrultusundaki toplumun eğiliminde bulunacaktır. Bu eğilimi romantik ya da ütopyacı olarak değerlendirmek temel bir hatadır, zira sadece erken aşamalarında romantik andırmalar ve ütopyacı fanteziler bulunur. Aslında tamamen güncel ve kurucudur; yani, verili şartlarda ve hizmetindeki araçlarla mümkün olan değişimleri hedefler. Ve ruhsal bakımdan, bu ihtiyaç zorla bastırılmış ya da belli belirsiz hale getirilmiş olmasa da, ebedi insan ihtiyaçlarından birine dayanır: insanın beraber yaşadığı ve çalıştığı diğer sakinlerin hepsinin kendi bireysel varoluşunu kabul edip onayladığını hissetmesi bakımından insanın kendi evini biraz daha mükemmel bir oda gibi hissetme ihtiyacıdır bu. Görüş ve arzulardan oluşan topluluğa dayalı bir ortaklık bu ihtiyacı gideremez; bunu yapılabilecek tek şey komünal yaşama doğru yürüyen bir ortaklıktır. Ancak bu noktada üretim ya da tüketime ilişkin elbirliğine dayalı örgütlenme, her biri kendi tarzında sağlamasını yapar çünkü her ikisi de bireyle belirli bir noktada temasa geçer ve onun güncel hayatını biçimlendirmez. Yalnızca kısmi ya da işlevsel niteliklerinden dolayı bütün bu tür örgütlenmeler eşit ölçüde yeni bir toplumun hücreleri olarak hareket etmek üzere elverişsiz hale getirilir. Her iki kısmi biçim etkin gelişim geçirmiştir, ancak Tüketici Kooperatifler yalnızca son derece bürokratik düzenlerde ve Üretici Kooperatifler son derece özgül düzenlerde gelişme kaydetmiştir: bunlar günümüzde hiç olmadığı kadar toplumun bütün yaşamını sarmada daha az hüner gösterir. Bu olgunun bilinci sentetik düzene -Topyekun Kooperatife- yol açıyor. Bu yöndeki en güçlü hatırı sayılır çaba, komünal yaşamın üretim ve tüketimin karışımına dayandığı, üretimin yalnızca sadece tarım olarak değil tarımın sanayi ve el sanatlarıyla da organik bir bütün olarak anlaşıldığı Köy Komünüdür…

Sosyalist görev ancak yeni Köy Komünü, çeşitli üretin biçimlerini bir araya getirip üretim ile tüketimi birleştirerek, amorf kent toplumu üzerinde yapısal bir etki sarf ettiği ölçüde başarılabilir. Daha ileri teknolojik gelişmeler sanayinin adem-i merkezileşmesini gerektirip kolaylaştırdığı ölçüde, etkileme gücü kendisini ancak tamamen hissettirecektir. Ancak şimdi bile yayılıcı bir güç modern komünal köyde gizildir ve kasabalara yayılabilir. Uğraştığımız eğilimin kurucu ve güncel olduğu bir kere daha vurgulanmalıdır: bir zamanlar makinelerin yok edilmesini istemenin romantik ve ütopyacı olması gibi kentlerin yok edilmesini istemek romantik ve ütopyacı olacaktır, fakat teknolojik gelişmelerle mümkün olan en yakın ittifakla organik olarak kenti dönüştürmeye çalışmak ve onu küçük birimlerden oluşan bir topluluğa dönüştürmek kurucu ve günceldir.

İng.Çev.: Güvencesiz Çevirmen


[1] Antik yunanda insanların tartışmak üzere bir araya geldiği toplanma yeri (ç.n).

[2] Buber’in Johannes Althusius’dan aldığı iddia edilen, ideal toplumsal düzen olarak düşündüğü, anarko-federalizmi tartıştığı toplulukların topluluğu, ortak kurumlar anlamına gelir (ç.n).

Bu yazı SOYKÜTÜK içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s