Paul Goodman: Özgürlükçü Program İçin Bir Mihenk Taşı

Özgürlükçülerin siyasal programı kaçınılmaz olarak negatiftir, zira pozitif iyilikler (baskıcı) politik kurumlardan daha çok diğer güçler tarafından yerine getirilir. Ve muhalefet programı baskılar ve kısıtlamalarla başkalaşır. Özgürlükçülerin yeni sömürü biçimlerini göremezken artık otoritenin niyetlenmediği şeylere halen karşı koyarak güç sarf etme tuzağına düşmemesi gerekir. Demokrasilerin kitle basını ve radyosu liberal galebe çalmakta ustadır; çoğu kez iyi veya kötü niyetle söylenmiş bu laf kalabalığını teşhir edebilen sözcükler ve edimler nelerdir? Nitekim, endüstriyel otorite, teknoloji eksikliğinin bulunduğu zamandan farklı olarak, teknoloji fazlalığının olduğu bir zamanda aynı baskı biçimlerini uygulamaz. Kıtlık durumunda, sömürücülerin başlıca kâr aracı yeniden üretken geçime ilişkin işçilerin yaşam standardında ekonomik daralmaya dayanıyordu; bolluk durumunda, sorun bazen daha ziyade pervazları temizleyecek yapay bir “yüksek” yaşam standardını zorlamak ve kontrol etmektir. Bu yine saf otoriter baskıdır, ancak özellikle psikolojik araçlar, reklamcılık, eğitim ve rekabet ruhunu harekete geçirmekle yerine getirilir. Sonuçta insanlar kendilerini zamanları, tercihleri, yaratıcılıkları, doğallıkları ve kültürleri bakımından, en azından insanın sefaletinin yalın olduğu ve doğal bir tepki üretebildiği, yoksulluğun kara günlerinden bile daha fazla köleleştirilmiş hissederler. Arz fazlalığı ve kitle iletişim araçlarının bilgi kirliliği düşünüldüğünde otoritenin bütün krizleri dizginlemesi ve küçük eksantrik bir basına “ifade özgürlüğü” tanıması ve hatta onu bir güvenlik supabı olarak teşvik etmesi mümkündür.

Ekonomi, değer ölçüleri, zevkler ve enformasyon toplumunun ortak entegrasyonunun bu denli sıkı olduğu bir dönemde sağ özgürlükçü program için bir mihenk taşı önermek istiyorum: Basının, sinemaların vb. bizzat metalaşmasını, giderek metaların akışını üretmesini kastediyorum. Mihenk taşı şudur: kişilerin tamamen bundan ötürü hapse tıkıldıkları edim ve sözleri savunmak…. Baskıcı toplumun kendisine hangi edimlerin tehdit oluşturup oluşturmadığını pekala bildiği varsayımıyla başlamalıyız; aslında baskıcı bir tepkiyi yükselten edimlerin özgürlükçü bir gücü vardır; şu anda, baskıcı olsa da, müsamaha gösterilenlerin nötr olmayan ancak etkileri bakımından baskıcı olanların galebe çalınması muhtemeldir. Bu yüzden mesele artık, emeğin örgütlü pazarlık gücünden alenen bahseden adamın hapsedilmesi değildir; bilakis o münasip görülür. Bunun nedeni örgütlü emeğin kendi müsamahasını dayatacak kadar güçlü olması değildir (eğer güçlü olsaydı çok daha fazlasını dayatabilirdi). Her özgürlükçünün bildiği gibi bunun nedeni tamamen emeğin örgütlenmesinin bir toplumsal kontrol aracı olmasıdır; daha yüksek ücretler bir kâr aracıdır … ve bu gitgide emeğin kendisini üretim ve tüketimin genel korporasyonunda bir “ortak” olarak görmesi açısından uygundur. Aksine, uyarısız iş bırakma grevlerini[1] savunan bir insan, taleplerin kârlar için tehlikeli olmasından daha ziyade düzenli sistemi, normal kanun yolunu bozduğu için hapse atılır. Bir kere daha: meta sistemine pekâlâ uyum gösteren ahlaki kusurları savunan (reklamını yapıp caka satan) insan, toplumun failidir; fakat mübadele sisteminin dışındaki hazları savunan (örnek olarak gösteren) ya da toplumsal disiplinin altını oyan insan, menedilip hapse atılır -bu yüzden hırsızlık yapılmaz, parkta cinsel ilişkide bulunulmaz ya da çocukların cinselliği özendirilmez.

Greekriots

Hali hazırda cezalandırılan “suçlar” düşünüldüğünde, özgürlükçünün kendisine bunlardan hangisinin topluma zararlı olduğunu -disiplinin bir dereceye kadar ancak çok da derin ve yaygın bir şekilde başarılı (makul) baskı altında tutmaya dayanmadığı daha doğal, baskıcı olmayan bir toplumu kapsayarak- hangi “suçların” kesinlikle mevcut baskıcı yapıyı zayıflatacak edimler olduğunu sorması gerekir. Birincisinin listesinin küçük olacağını düşünüyorum –açık bir örnek cinayettir. İkincisiyle ilgili olarak, özgürlükçü eylem için birçok güzel fırsat yakalanabilir. Benim ileri sürdüğüm şey bu tür “cinayetler”i işlemek için kendisini derhal harekete geçiren bir özgürlükçüden ziyade -bu arada, küçük sayımızın vakitsizce cezaevlerini dolduracağını düşünmüyorum- kendi “disiplinini” gevşetmesi ve bu eylemlere karşı haksız önyargı geliştirmesidir. Çoğumuz içerisinde doğup yetiştiğimiz geniş ve derinden baskıcı ilişkilerin bizi nasıl bu baskıcı ilişkilerin devamı yönünde disipline ettiğini fark etmez. Yargılaması bittiğinde, bu tür “cinayetler” bakımından, özgürlükçünün herhangi bir durumda ne yapıyorsa öyle hareket etmesi gerekir: eğer bir şey doğasına doğru, kendisi ve dostları için önemli ve zorunlu gibi görünürse, bırakın iyi niyet ve keyifle yapsın. Davanın hüsran ve çekimser yadsımayla değil de doğal ihtiyatla baskıcı sonuçlardan sakınmasına müsaade edin; zira özgürlük edimlerimiz en güçlü propagandamızdır.

Çoğunlukla Amerika’nın vahşeti olarak burada “siyasi mahkûmlar” ile “adli suçlular” arasında hiçbir ayrım yapılmadığı, siyasi mahkûmun suçlu düzeyine indirgendiği; bununla birlikte, genellikle bastırmanın ve pek nadiren aklın ve tam bilincin yitirilmesiyle de olsa, “adli mahkûmun” aslında politik bir suç işlediği belirtilir.

… Şu anda bütün propaganda, eğlence ve eğitim organlarının amacı, kesinlikle nesnel olarak baskıcı korporasyonun lehine olan, ileride insanın kendisinin bir parçası hissedeceği, kendi öznel kişisel tercihiyle sergilediği kişiliği şekillendirmektir. “Özgür kişilik”, “kişisel kendiliğindenlik”, “kişisel katılım” terimlerini kullanmalarından ötürü Eric Fromm ve Karen Horney gibi uydurma psikologlar, Herbert Read gibi mükemmel bir anarşistin takdirini kazandı; bununla birlikte, söz konusu psikanalistlerin amacının, ucube fabrikaları, etkili tatminleri ve uzaktan temsili yönetimiyle, mevcut toplumsal sistemin mükemmelleştirilmiş biçimde bir ruh birliğini üretmek olduğunu göstermek hiç de zor değildir. Bu öznel kişilik türü, bilinçdışında işleyen baskının etkisidir; nedensel bir özgürlük ilkesi değildir. Rousseau’a geri dönerek modası geçtiği ve artık “doğal sözleşmeler”in olmadığı konusunda biz ve dostlarımızın hem fikir olması bakımından, sözleşmeleri hiçe sayarak , hem hayvan hem de insan düzeyinde, kendilerini ortaya koyan söz konusu dürtüler ve güçler anlamındaki “doğal” sözcüğünün yerine, özgür bir toplumda bireysel fazilet ve karşılıklı yardımlaşmanın motor olacağını varsayıyorum.

Kısacası: şu anda suç olarak adlandırdıklarımızın büyük kısmı doğadır. Özgürlükçüler bile bu önyargılara ses çıkarmaz çünkü “özgür kişilikleri” baskıcı bir şekilde oluşturulmuştur ve bilinçdışı baskıya tabiidir. Kendiliğinden doğal güçlerin içsel bastırılması bugün her zaman olduğundan daha fazladır, çağımızda cesaretin kırılmasının ve baskının başlıca aracı, zaman çizelgeleri ve standartlaştırılmış hazlardır. Kendimizi ifade etmeyi bırakıp içimizdeki doğayı açıklamak için çalışalım. Baskıcı ya da tamamen geleneksel gruplara, sembollere ve davranışlara iştirak etmeyi reddedin. Bireyin özgürlüğü gerçekte bağlı olduğu doğal hayvan ve toplumsal grubun ifadesidir. Size münasip gibi görünen “suçları” yeniden gözden geçirin ve bunların aslında suç değil doğal grupların doğal davranışı olduğunu görün.

Mayıs 1945

(İlk Why dergisinde basıldı, Haziran 1945)

İng. Çev.: Güvencesiz Çevirmen


[1] Wildcat strikes: Pazarlık payını gözeterek ücreti talebiyle sınırlı olmayan, “gayri-resmi” ani grev (ç.n).

Bu yazı SOYKÜTÜK içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s